Küresel ısınma tasaları İbrahim COŞKUN
Tarih: 9 Nisan 2008 Çarşamba
Ozon tabakası delindi, yırtıldı, inceldi… Ozon tabakası kendini tamir etti, yırtığını dikti... Buzullar eridi... Koptu geliyor… Kuzey kutuptan gemi yolu açıldı… En son 30 yıl önce kuzey kutbundan gemi geçmişti…
Bu tür söylemler yıllardır devam ediyor. Kanıt gözterilen bazı şeyler bakıyorsunuz 10 yıllar öncesinde de gerçekleşmiş olaylar. Bazıları ise bir süre işlendikten sonra unutuluyor ve başka bişey ortaya atılıyor.
Şimdide "küresel ısınma tasası" yaratılıyor. 30 yılda bir mi küresel ısınıyoruz ne…
Aslında 30 yıl önce, 90 yaşını Kaçkar dağlarında geçiren dedem de ömründe görmediği kurak bir yaz yaşamıştı Rize Dağlarında. Aynı dağlar küresel ısındığımız 2007 Şubat'ında yayla evlerini görünmez yapacak kadar karla kaplamıştı.( Kuraklığın en yoğun deklere edildiği aylarda)
1912 yılında Titanik gemisinin çarptığı buzdağı oraya nereden gelmişti? O buzul kuzey buzullarının parçalanıp Labrador soğuk su akıntısı ile aşağı enlemlere inen buzullardan değil miydi? Şmdi bir buzul kırılsa ısındık yanıyoruz denecek neredeyse. Geçen yüzyıl içinde İstanbul Boğazı'nın Tuna'dan gelen buzlarla kaplanması, yaya olarak karşıya geçilebilmesi hangi ısınma veya soğumanın sonucuydu?
Küresel ısınma olduğunda bunun etkileri heryerde kuraklık olarak ortaya çıkmaz, zira kimi yerde yağışlar artar Bu çelişkiler sorgulatıyor bana küresel ısınmanın gerçeksi hayalini… Çünkü bu kavram bir hava durumu değildir. Sanki zaman şeridinden bir kesit alınıyor ve o zaman dilimindeki hava durumları geleceğin iklimi olacakmış gibi anlatılıyor. Oysa iklim denen şey uzun yıllar hava durumlarının ortalamasıdır. Bu uzun yıllarda çok yağışlı yıllar olduğu gibi, az yağışlı yıllarda olacaktır. Keza sıcaklıkta aynı şekilde değişkendir. Bunların ortalamasına iklim diyoruz.
İnsanlar ister istemez yakın gelecek için bile tasalanıyorlar. Öyle ki bundan en çok etkilenenler hiç bir ön bilgi ve yoruma sahip olmayanlardır. Hatta 11 yaşındaki oğlum bile "ben büyüyünce çocuk yapmayacağım" diyor. Nedenini sorunca; "Çünkü o zamana kadar 30 yıl geçer ve çocuğumun yaşayacağı dönemlerde bu felaketlerin artacağını hesaba katarak böyle düşünüyorum. Kurak bir dünyaya çocuk getirmek istemem" diyor. Küresel ısınma dedikleri doğruysa çocuk haklı diyebilirim. Ancak, gerçekten kuraklığa doğru mu gidiyoruz. Belli ki küresel yorumların/yayınların çocuğun duygusal dünyasında yarattığı bir travma idi bu.
Ama moda olan her şey bir süre tedavülde kalmalıydı yinede… 2007 yılında insanlardan en çok duyduğum küresel kaygı bu oldu. Esasen küresel ısınma olursa eğer bunun sonuçları Ekvator'dan kutuplara doğru, iklim kuşaklarında değişimlerle kendini belli eder. Bu kuşakların sınırları değişir. Yerel şartlarda meydana gelen oynamalar küresel anlam taşımaz. Bir şehrin, bir ülkenin bir iki yıllık hava durumu gibi…Bunlara küresel ısınma denemez.
Günümüze gelmeden önce şöyle jeolojik devirlerde bir gezinti yapmak istiyorum. Bilindiği gibi Dünyanın oluşumundan bugüne kadar geçirdiği evrelere jeolojik devirler denmektedir. Bu devirler Arkeyen zaman, I. zaman, II. zaman, III. zaman ve IV. zaman gibi değişik periyotlu devirlerden oluşmaktadır. Bu devirlerin her birinin süresi milyonlarca yıllarla ifade edilir ki, tüm zamanların toplam süresi 6-7 milyar yıl olduğu tahmin edilmektedir.(Dünyamızın yaşı) İçinde yaşadığımız zaman IV. Zaman (Kuvaterner) en yeni zamandır. Bu devrin son zamanlarında Günz, Mindel, Riss ve Würm olarak adlandırılan buzul dönemleri yaşanmış ve her biri bir iki milyon yıl sürmüştür. Buzul arası dönemler sıcak dönemlerdir. İnsanoğlunun yeryüzünde yaratılışı son iki buzul dönemi Riss ve Würm arasındaki sıcak döneme denk geldiği bilinmekte ve bu da günümüzden iki milyon yıl öncesine isabet etmektedir. Yani insanın yeryüzünde var oluşundan sonra da bir buzul dönemi geçirlmiştir.
Buzul dönemlerinde ne olmuştur. Bu dönemlerde dünyada iklimler soğumuş, kutuplardaki buzullar aşağı enlemlere sarkmış, karalar üzerinde Ankara'nın da bulunduğu 40 derece paralellerine kadar uzayan buzullar oluşmuştur. Milyonlarca yıllara denk gelen bu tür dönemlerdeki dış kuvvetlerin etkileri ile oluşan değişik yer şekilleri izleri günümüzde hala kanıt olarak bulunmaktadır. İskandinavya kıyılarında ki fiyord kıyılar, yüksek dağlarda hörgüç kayalar ve moren gölleri gibi. Hatta Morfografik olarak kıta sahanlığı dediğimiz denizlerin 200 metre derinliğine kadar olan yerler, buzul dönemlerinde deniz seviyelerinin bugünkünden 200 metre daha aşağıya çekildiği sırada, dış kuvvetlerin etkisiyle şekillenmiş ve bugün kenarında bulundukları ana karanın yerşekilleri karakterini taşıdıkları görülmektedir.
Görülüyor ki dünyada ısınma ve soğuma devrelerinin etkileri milyon yıllarda gerçekleşmekte ve iklim kuşaklarını altüst etmektedir. İklim ve hava durumu; Bu iki kelime çok kez karıştırılmakla beraber aslında farklı anlamlar barındırırlar. Hava durumu: Anlık, günlük, haftalık ve aylık gibi sürelerdeki hava şartlarıdır. İklim ise; belirli bir yerde uzun yıllar hava durumlarının ortalamasıdır. Bu ortalamalar en az 30-50 yıllık sürelerden oluşur. İklim değişiklikleri çok uzun (insan ömrü ile ifade edilemez) zaman dilimlerinde gerçekleşecek ve kendini ispatlayacak bir olgudur. İklim değişimi yaşanırsa eğer; yukarıda değindiğimiz gibi, bu dünyanın çeşitli yerlerinde yerel olarak değil, kuşak olarak değişimler oluşturur. Zira iklim değişikliği; belli paraleller arasında (kara-deniz dağılışları, yükselti farkları dikkate alınarak) tüm dünyayı çevreleyen bir kuşakta meydana gelecek global bir değişiklikle kendini belli edebilir ve bu bile birkaç yıllık hava durumlarıyla kanıtlanmış olamaz.
2007 yılı Ankara'da kurak geçmiş ve su sorunu yaşanırken, Kaçkar dağlarında yayla evlerinin bacası bile görünemeyecek ölçüde kar kalınlığı vardı. Yurdun bazı bölgelerinde sel felaketleri oluşturan yağmurlar vardı. Ankara kavrulurken Karadeniz sahillerinde sileceklerin yetiştiremediği yağmurlar yaşadık Ağustosta. Sakın iki bölgenin iklim özelliği farklıdır düşünmeyin, global iklim kuşakları açısından tüm ülkemiz ılıman iklim kuşağındadır.
Demek oluyor ki bu yaşananlar yerel hava şartlarında ki yıllık farklılıklardır. Biz bu farklı durumların uzun yıllar ortalamasına iklim diyoruz. Hava durumları ve iklim koşullarına bakıldığında 50 yıllık ortalama 51. yılda yineleneceği söylenemez. 51. yıl diğerlerinden farklı hava şartları taşır. Hiçbir yıl diğerinin kopyası olamayacağına göre, küçük yüzdeliklerle ortalamaların oynaması olağan bir durumdur. Ortalamaların altında ve üstünde değerler oluşabilir. Ancak birkaç elli yıllık periyotlarda trend (bir yönde değişim) devam ediyor olursa o yönde iklim değişiyor denebilir. Ama bu da çok uzun yıllarda fark edilebilir bir durumdur. Bir veya birkaç yıl hava durumları sonucu yaşanabilecek sorunlara İklim değişikliği olarak bakmaktansa "Doğal Afet" olarak değerlendirmek daha isabetli olur kanısındayım. Beklenmedik misafir gibi gelen; deprem ve seller gibi…
Beklide küresel kirlenmelere, küresel ısınma ve iklim kaygısı yaratılarak dikkat çekilmek istenmektedir. Küresel kirlenme gerçekten vahim bir durum. Gürültü, ses, hava, su, toprak, yerleşme! kirlenmesi vb. Ama bu kirlenme devam ettiği takdirde iklim değişiminden çok daha önce, farklı alanlarda yaşamı olumsuzlaştıran başka sorunlar yaşatabileceği kaygısını daha çok taşımaktayım.
ABD' en büyük meteoroloji kanalının yönetmeninin de dediği gibi;"bu küresel ısınma söylemlerinin arkasında başka çıkarlar aranmalıdır"
Küresel ısınmadan değil, küresel kirlenmekten korkuyorum… Kaygısız bir dünya diliyorum...
Saygılarımla
Nisan 2008 Ankara
İbrahim COŞKUN coskun.ibrahim@gmail.com
Bu köşe yazısı 308 defa okundu. Toplam 986 kelime
[ Geri Dön: İbrahim COŞKUN ] - [ Yazarlar İndeksi ] |